25/4/2008 · Kategori: Mizah

Bir kumral bir esmer ve bir de sarışın bir gün kendi arabalarıyla arabistana yolculuga cıkarlar. Ancak yollarını bir çölde kaybederler ve bu sırada arabaları bozulur. Yapılacak tek şeyin bir vasıta aramak olduguna karar verirler ve arabalarını bırakarak yola cıkarlar. Hepsi de yola cıkarken yanlarına bir şeyler alır.
Kumral bir şişe su, esmer bir paket bisküvi, sarışın ise arabanın kapısını söker. Sırayla birbirlerine yanlarına aldıkları şeyleri neden aldıklarını sorarlar.
Kumral :
- Hava sıcak eger susarsam diye su aldım.
Esmer :
- Karnım yolda acıkırsa aclıgımı bastırsın diye bisküvi aldım.
Sarışın :
- Malum hava sıcak, daha da sıcak olursa pencereyi acıp serinlicem...
18/4/2008 · Kategori: Siyaset
Maalesef cumhuriyet başarılı olmadı. Eğitime gereken önemin verilmemesi, şeriat konusundaki tezlerin anlaşılmamış olmasına sebep oldu. Fitnecilerin sisteme saldırmasına olanak sağlandı ve toplum bölündü. Evet maalesef bölündük. Ümmetçiler ve cumhuriyetçiler olarak iki parçayız. Bir tek başkanlık sistemimiz eksik. ABD’den mi Fransa’dan mı ithal edelim? Bir kişinin bilinçli olarak şeriatçı olmasını bir şekilde anlayabiliyorum ve onlarla birlikte yaşayabilirim. Ama kendini demokrat sanan şeriatçılar yok mu, işte onlara kahroluyorum.
Nereden çıktı bunlar? Hiçbir işi doğru düzgün yapamadığımız gibi, insanların eğitimini de beceremedik. Laikliğin ne olduğu bize ezberletildi ama gerekliliği ve neden anayasamızın “değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen” maddesi olduğu, olmazsa nelerin olacağını kimse anlatmadı. Ezbere laiklik, laiklik, laiklik... Laiklik kadar taş düşsün başınıza. Sonuçta kendini demokrat sanan bir şeriatçı kitlesi oluştu. Ama zaten siyasetin ve devlet yapısının hiçbir şeyini bilmeyen o kadar çok insan var ki, deveye sormuşlar hörgücün neden eğri.
Şu noktayı iyi anlamak lazım. Medeni hukuk ile çeliştiği halde, bir tek İslami kuralı bile devlet idaresine sokmayı savunduğunuzda, şeriatçı sayılırsınız. “Katili devlet değil, maktulün varisleri affeder” veya “türban konusunda mahkemeler değil, din uleması karar vermeli” dediğiniz an, tartışılacak bir şey kalmamıştır. “Din uleması” dediğimiz şahıslar, bu sıfatını nereden alır, ve bunları “din uleması” yapan kişilerin sıfatları nedir? “Din uleması” sıfatını veren kişiler, bu yetkiyi kimden alır? Bu da ayrı bir yazı konusu.
Laiklik nedir diye sorsak, çoğu kişi “din ile devlet işlerinin ayrılması” der. Yanlış kardeşim. Öyle olsaydı diyanet işleri olmazdı. Din dediğin şey, kurda kuşa emanet edilemeyecek kadar önemlidir. Laiklik, “Devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasıdır”. Peki Türkiye’de laiklik uygulanabiliyor mu? Bence hayır. Ama bu maalesef, dini siyasete alet edenlerle, sistemi çalıştırmayı beceremeyenlerden kaynaklanıyor. Peki neden gereklidir? Olmazsa ne gibi sakıncaları olabilir? Örnek verelim.
Ben yargıç oldum diyelim. Devletin yargı gücünü uyguluyorum. Benim kestiğim parmak acımaz. Bir süre sonra Budist olmaya karar verdim ve inancımım gereği olarak Budist kıyafeti ile görevimi yapıyorum. Siz Müslümansınız. Budist komşunuz var ve ondan davacısınız. Çıktınız karşıma. Şimdi ben komşunuzun lehine karar verdiğimde, parmağınız acır mı acımaz mı? Dişlerinizin gıcırtısını duyar gibiyim.
Başka örnek. Türbanlı bayan öğretmenin, başını örten bir kız öğrenci ile örtmeyen kıza eşit değerlendirme yapacağından emin olabilir miyiz? Neticede koyu Müslüman öğretmenimiz, dininin yayılmasını ve “doğru” uygulanmasını sağlayarak, cennette ödüllendirilecek. Türbanlı bir doktor bayan. İki acil hastası var. Biri türbanlı biri türbansız. Gereksiz töhmet altında kalma olasılığı var mı yok mu?
Böyle ortamlarda kimse kendini eşit hissetmez, huzur da olmaz, toplumsal barış da olmaz. Devlet adına görev yapan insanların beynindekileri bilemiyoruz, orada zaten bir hata payı var. Ama bir de kuşkuyu arttıracak unsurları sisteme sokmak, kabul edilebilir bir şey değildir. Devletin gücünü uygulayanlar “Mümkün olan azami ölçüde” renksiz, tarafsız ve kokusuz olmalıdır. Tarafsızlığa düşen her gölge, sistemin uygulanabilirliğini güçleştirecektir. Polislerin yüzde 70’i Fettullah Gülen sempatizanı dendiğinde, içinizde oluşan duyguyu tartın. Doğrudur veya yalandır, önemli değil. Bu iddiadan ya hoşlanacaksınız ya da rahatsız olacaksınız. İşte ikisi de sakıncalı. İkisi de toplumsal barışı zedeleyen şeyler. Bunu anlamak lazım. Maalesef kimse, dikte edilen laikliğin mantığını da öğretme ihtiyacı hissetmedi. Sonuç ortada. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bir seçmen kitlesi, demokrasimiz için vahim. Neticelerini hepimiz sürünerek çekiyoruz ve çekmeye devam edeceğiz.
Başbakan “Millet iradesinin karşısına hukuku koyamazsınız” dediğinde alkışlayan bir cahiller sürüsünden ne kadar demokrasi beklersiniz? Güçler ayrımı nedir? Yasama, yürütme ve yargının karşı karşıya olması zaten demokratik toplumun doğası gereğidir. Hukuk (yargı), milli iradenin (meclis) karşısındadır zaten. Aslında hükümetin (yasama) karşısında devletin (yürütme) dengeleyici bir güç olması gerekirdi. Ama o devlet de (Cumhurbaşkanı) ayni amacın hizmetinde olduğu için, hukukun bağımsızlığı çılgına çeviriyor AKP’yi. Onları hedeflerinden ayıran tek şey hukuk kaldı. Orduyu saymazsak tabii.
Baştakilerin antidemokratik olduğunu düşünebiliriz ama alkışlayan kitlelerin büyük bölümü cahil. Ne yaptıklarının farkında değiller. Özgürlük ve eşitlik diye diye, demokrasinin temel unsurlarını yok saydıklarını ve sonuçlarının farkında değiller. Trajikomik ama maalesef bu Cumhur’iyette asıl sorun Cumhur. Rejim karşıtı partiler kapanınca, hemen yerine yenisinin kurulabilmesi ve halkı kandırarak gelip, bedel ödememek de bundan. Tabii bir de AKP’nin, her bedeli ödemeye hazır kadroları da unutulmamalı. Uzaydan halk mı getireceğiz? Elbette hayır ama sonuçlarına katlanacağız. Ne onların ne de bizim istediğimiz olamayacak.
Bilenle bilmeyenin hedefleri aynı olamaz. Bilenler ilim ve bilim ışığında yol alır. Bilmeyenler, havuç peşine koşar. Başbakan eline kâğıdı kalemi alıp, meclise girecek milletvekillerinin listesini tek başına yaparken rahatsız olmazlar. Kendi adamı seçilmediği için kongreyi iptal edince, antidemokratik olduğunu düşünmezler. Başbakan tek başına cumhurbaşkanı seçerken bunun demokrasiye uymadığını anlamazlar. İktidarın devlette doludizgin kadrolaşması, demokratlığına halel getirmez. İktidar partisinin kömür ve nohutla oy toplaması demokrasiyle çelişmez. Milletin parasını kullanan TMSF’nin gazetelerinin, iktidar organı haline gelmesi bu “demokratları” rahatsız etmez. “Özerk” TRT’nin iktidar borazanlığı yapması hoşlarına gider. 411 milletvekili oyu dediklerinin aslında RTE+Bahçeli=2’den ibaret olmasını tınlamaz. Kendi poposuna don biçer gibi, anayasayı sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda “özgürleştirmesi”, onları zafere taşıyacak detaydır.
Ve maalesef bunların sorumlusu da kendini demokrat sanan “gerçek” demokratlardır. Yıllardır demokrasiyi doğru düzgün çalıştıramadınız. Ya beceriksizliğinizden, ya da yiyip yiyip bitiremediğinizden millete yaka silktirdiniz. Rejim karşıtlarının ekmeğine yağ sürdünüz. Yerim ben böyle demokrasiyi, (tereyağlı olsun lütfen). Zaten yesem de yemesem de, demokrasi diye bir şey kalmayacak. Ya ümmetçi bir dikta rejimi olacak, ya da her zamanki gibi, siyasetçilerin sebep olduğu pislikleri başkaları temizlemek zorunda kalacak. Hem de ana avrat küfür yiyip, bütün dünya tarafından eleştirilip hakarete uğrayacaklarını bile bile.
Bir kişi dahi olsa, “ordu nerede” demesi, bir demokrasi için ne kadar utanç verici. “Ne mutlu Türküm diyene” mi? Bakın dünyada Türk’ün statüsüne. 85 yıl önce o sözü gururla söyleyebilmek için bir kurtuluş savaşını kazanmak gerekti. Şimdi ise Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar.
Oğuz Özçelik
17/4/2008 · Kategori: Mizah
Bu zeki adama şapka çıkartılır ..
Türkiye'yi Güldüren Adam' ünlükomedyen Cem Yılmaz'ın İstiklal Marşı'ndan esinlenerek yazdığı bir şiir, şu sıralarda elden ele dolaşıyor. Cem Yılmaz, bu şiirinde Türkiye'nin sorunlarını da ele alarak ülkemiz gerçekleri hakkında inanılmaz tespitler yapmış! İşte Cem Yılmaz'ın Türkiye'nin durumuna mizahi, ve bir o kadar da entelektüel bakış açısıyla yazmış olduğu şiir:
İSTİKBAL MARŞI
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!
Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
Cem YILMAZ
4/4/2008 · Kategori: Mizah
Karadenizde bir köyde,kahvehanede oturuyorlarken adama arkadaşlari sorar;
-Senin aile yaşantina hayraniz,eşin ve çocuklarinla çok mutlu bir yaşantin
var.Karinin bir dedigini iki etmiyorsun. Bu mutlulugun sirrini bize de
anlat.
-Anlatayim,der adam.
Dügünümüz bittikten sonra karim kendi atına,ben de kendi atıma bindik
evimize dogru gidiyoruz.Benim bindigim atın ayagi takildi ve sendeledi.
Karim egildi ve benim atıma 'bir' dedi.Biraz daha ilerledik ve benim
atımin ayagi tekrar takilip tökezledigi zaman esim tekrar egilip 'iki'
dedi.Az sonra atim tekrar ayni sekilde tökezleyince eşim atından indi ve
at'a 'üç' dedi ve çeyizinden tabancasini çikarip atimi alnindan vurdu. Ben
şok olmustum eşime bir hisimla çıkıştım.
-Yazik degil mi ata neden vurdun manyak misin sen diye bagirdim.
Karim arkasini döndü be bana 'biiir' dedi. Ve o günden sonra karimin bir
dedigini iki etmedim....:)
4/4/2008 · Kategori: Siyaset
- Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
- Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitim alır.
- Bu adamın aile kökeni kimse çözemeyeceği kadar karanlıktır.
- Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir başka bir din(düşmanı olduğu) bağlantısı vardır.
- Bu adamın ruhsal yapısı çok dalgalı ve düzensizdir.
- Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt
veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı biridir.
- Bu adam verdiği sözleri tutmayan ve imzaladığı açık/gizli
anlaşmalara uymayan biridir.
- Bu adam devlet yönetimi konusunda CAHİL ama BASKICI ve ŞANTAJCIDIR.
- Bu adam kendi anadilini bile doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
- Bu adam kendi ülkesinde ALT ve ÜST kimlikler bulunduğuna inanır.
- Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
- Bu adam hem özel yaşamında hem de siyasi faaliyetlerinde daima
MAĞDURU oynamıştır.
- Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli
olarak haksız kazanç dahil her türlü yoldan çok para kazanma hırsı ile yaşamıştır.
- Bu adamın cinsel sapmaları olduğu ve/veya cinsel sorunlar yaşamış olduğu anlaşılmıştır.
- Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına duçar olduğu ve zaman zaman 'Fit' diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
- Bu adamı bir gizli örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir.
- Bu adam başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
- Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülkesinde
DEVLETİ çökertmiş ve VATANI böldürmüş ve işgal uğratmıştır.
- Bu adam tarihin tanıdığı EN KİFAYETSİZ MUHTERİS LİDERDİR.
Bu Adamı Tanıdınız mı?
Bu adam Adolf Hitler'dir.
Yoksa size başka birini mi anımsattı? ,_.___
.
__,_._,_
BAGIMSIZLIK UGRUNA KURTULUS SAVASINI VERENLERDEN ONLARA LAYIK OLAMADIGIMIZ ICIN OZUR DILIYORUZ.